Vietnam’ı Keşfetmeye Devam

Doğa harikası Tam Coc kasabasında keyifli 2 gün geçirdikten sonra Vietnam’ın kuzeyi Sapa‘ya doğru yola devam ediyorum. Aslında haritaya baktığımda ters bir rota izlediğimi biliyorum. Önceden kuzeye doğru gitmem gerekirdi ama daha önce Tayland’da tanıştığım Vietnam’lı arkadaşımla buluşup trekking yapmak için sözleşmiştik. Tam Coc’tan trenle 2,5 saatte Hanoi’ye ulaşıyorum (otobüs var, ben Vietnam’da tren yolculuğu nasıl olacak merak ettiğim için treni tercih ettim.) Tren fiyatı konfora göre değişiyor, yumuşak koltukta gitmeyi tercih ederseniz fiyat 80.000 dong, ben 53.000 dong ödeyerek 3. sınıf vagonu tercih ediyorum. Turist kafilesinden uzak, Vietnamlı’ları izlemek hoşuma gidiyor.

Hanoi’ye ulaştıktan sonra Sapa’ya gidecek akşam otobüsü için biletimi alıyorum ve sırt çantamı daha önce kaldığım hostele bırakıyorum. Akşama kadar yine Hanoi’nin sokaklarında kayboluyorum. Ancak akşam hiç beklemediğim bir şey oluyor, otobüs firması beni almayı unutuyor. Tek söyledikleri şey “kusura bakmayın sizi unutmuşuz, biletinizin parasını iade edelim” oluyor. Başka otobüste yer yok, arkadaşım Sapa’da beni bekliyor. Bir süre sinirlenmek veya sakin kalabilme duygusu arasında gidip geliyorum. Ama yapacak bir şey yok, beni üzen planın değişmesi veya bir gece daha Hanoi’de kalma durumu kesinlikle değil. Arkadaşım çalıştığı ve kalıp beni bekleyemeyeceği için görüşme şansımız kalmamış oluyor. Ertesi gün için biletimi alıp bir gece daha hostelde kalıyorum. Hanoi’den Sapa’ya otobüs bileti fiyatları değişiyor 9 dolar ve 14 dolar arası fiyat veriyorlar. Otobüs terminalından 9 dolara bulabilirsiniz.

En sonunda akşam otobüsüne binip Sapa’ya doğru yola koyuluyorum. Tam Coc’ta tanıştığım bir kız bana Sapa’da hem doğa yürüyüşü yapabileceğim hem de evinde kalabileceğim birini önermişti. İsmi Mama Bee. Geleceğim günü belirtmek için facebook adresinden ulaşıyorum. Bir günlük trekking, sabah kahvaltısı / öğle ve akşam yemeği, konaklama 20 dolara anlaşıyoruz. Otobüsten iner inmez Mama Bee ile buluşup eşyalarımı onun ayarladığı motosikletle evine gönderiyoruz. Gruptaki diğer insanların hepsi İsrail’den çünkü öneriyi aldığım kız da İsrailliydi. Yeni bir şey daha öğrenmiş oluyorum, eğer bir kişi herhangi bir yere gidin çok iyi diyorsa bu ülkedeki herkes orayı tercih ediyor 🙂

Sapa’nın şehir merkezi kalabalık, kahve dükkanları ve oteller ile çevrili ama pirinç tarlalarına doğru yola çıkıp şehri arkamda bıraktığımda vay be diyorum. Yeşile, pirinç tarlalarına bakmatan yürüyemez hala geliyorum. Büyüleyici. Ekim ayı pirincin hasat edildiği zamana denk geliyor bu yüzden gezerken pirinçlerin beyazlaşıp olgunlaşmış hallerini görmek çok güzel. Daha önce görmemiştim. 3 saat kadar yürüdükten sonra Bee’nin evine ulaşıyorum. Evin tam karşısından şelale akıyor, her yer yemyeşil. İnsan burada yaşlanmaz.

Bee ise dünya tatlısı biri. 15 yaşından beri her gün 2 saat aynı yolu gidip gelerek turist rehberliği yapıyormuş son 2 yıldır da kendi evini turistlere açacak duruma getirmiş. İngilizce’yi gelen yabancılardan öğrenmiş, şimdi bahçesindeki kocaman kara tahtada çocuklarına İngilizce öğretiyor. Yol boyunca ve akşam oturup saatlerce sohbet ettik, artık Vietnam’da da bir kız kardeşim var 🙂

Kızı Le’ye bayıldım, sanki biraz birbirimize benziyoruz 😀

Bee’nin evinde sabah erkenden uyanıyorum, şelaleye karşı kahvaltımı yaptıktan sonra gruptaki diğer kişilerle Ha Giang’a gitmek için anlaştığımız için erkenden şehir merkezine dönüyoruz. Ha Giang, Çin sınırına en yakın bölge ve burasıyla ilgili gördüğüm fotoğraflar aklımı başımdan alıyor. Ama gidersem de güney bölgesindeki bazı yerleri göremeyeceğim. Bir süre sonra pişman olacağım bir şey yapıp fikrimi değiştiriyorum ve Hue’ye otobüs biletimi alıyorum. Şimdiki aklım olsa güneyde birkaç şehri es geçip Ha Giang’a devam ederdim…

Hue’ye ulaşmak meşakkatli. Akşam bindiğim otobüs ile sabah saatlerinde tekrar Tam Coc’a ulaşıyorum. Akşama kadar bekledikten sonra tekrar otobüse binerek ertesi gün Hue’ye varıyorum (saçma bir rota izlediğimi söylemiş miydim?) Otobüslerden çok sıkılıyorum. Laos’ta ayağımı sakatladığım için ne otostop çekebildim ne de hayal ettiğim gibi motosiklet satın alıp gezebildim. Ama artık otobüslerden içim daralıyor. Bu yüzden Hue – Da Nang – Hoi An yolunu motosiklet kiralayıp gitmeye karar veriyorum.

HUE

Hue tarih severler için bayılarak gezecekleri bir şehir. Bu küçük şehrin tam ortasından Parfüm nehri geçiyor. Nehir adını sonbaharda bahçelerden nehre düşen çiçeklerin kokusundan alıyor ama tabi artık öyle bir koku kalmamış. Eski Vietnam imparatorluğunun başkenti ve ayrıca kanlı bir tarihi var. Vietnam Savaşında silahsızlandırılmış bölge olarak belirlenmiş ama en çok burada çatışmalar yaşanmış. İnsanlar yaşamak için tüneller kazmış, bu tünellerde çocuk doğurmuş, büyümüş, çalışmış, çatışmış. Karanlık ve üzücü bir dönem. Ayrıca şehirde 7 adet kral mezarı var ve baya şatafatlı mezarlıklar. Genellikle tapınak veya sarayların içerisinde bulunuyorlar. Bence hepsini tek tek gezmenize gerek yok. Görmenizi tavsiye ettiklerim; Tu Doc, Minh Mang, Khai Dinh. 

Khai Dinh Tomb, Hue merkezine 10 km mesafedeki, Chau Chu tepesine, kralın ibadet ettiği yere kurulmuş. Oryantalist mimarisi ve Hindu-Budist-Gotik stil bir arada kullanılmış. İçerisinde, porselenden yapılmış duvar süslemeleri, taht ve kralın büyük bir heykeli var. Ayrıca içeride göreceğiniz kralın mezarı Fransa’da yaptırılmış.

Şehrin göbeğinde Imperial Citadel yer alıyor.

 

Şehirde beni en rahatsız eden kısım ise motosikletli taksiciler oldu. Hostelden çıkar çıkmaz peşinize takılıyorlar ve tur satmaya çalışıyorlar, tur satamazlarsa ot vereyim istersen abla diye yine peşini bırakmıyorlar. Bir de o kadar fazlalar ki, sanki tüm şehir evini barkını satıp motorlu taksicilik yapmaya başlamış. Bu yüzden Hue’de bir gün kalıp ertesi gün motor kiralıyorum. Çok heyecanlıyım, çılgın gibi yağmur yağıyor ama umrumda değil. Otobüse binmeyeceğim. Rota: Hue ➡ Prao ➡ Da Nang.

 

Yola çıkıp 13 km ya gidiyorum ya gitmiyorum yağmurdan sırılsıklam oluyorum. Yol kenarında derme çatma bir kahveciye girip kurulanmaya çalışıyorum. Vietnam’ın mis kokulu kahvesiyle içimi ısıtıyorum. Yağmur biraz yavaşlayınca tekrar yola koyuluyorum ama 14 km sonra kapkara bulutlar üstüme doğru gelmeye başlıyor. Sıçtın mavisini  bilir misiniz? Heh, bu da sıçtın bulutları işte… Daha hızlı sürüp sığınacak bir yer buluyorum, tentenin altına kendimi atmamla resmen kasırga kopuyor, sel götürüyor. Ama buranın kasırgaları çok sürmüyor, 1,5 saat sonra her yer sütliman. Yağmurdan sonra doğa büyüleyici oluyor. Manzarayı izleye izleye Hai Van Pass adı verilen muhteşem dağ geçit yoluna doğru devam ediyorum.

Hai Van Pass’a geldiğimde elimde olmadan bağırıyorum “çok güzelsin be” 😀 Manzara muazzam. Deniz, dağ, yeşillik iç içe geçmiş. Deniz kenarından geçen tren yolu ise Myanmar’daki Mandalay – Hsipaw arasındaki trenden sonra en güzel manzaralı tren yolu olsa gerek. Keyifli bir yolculuktan sonra Da Nang’a varıyorum.

Da Nang

Da Nang, Hoi An’a 30 dakika mesafe uzaklıkta ve Vietnam’ın 3. büyük şehri.Aslında direkt motosikletle Hoi An’a devam edebilirim ama bu şehrinde tadını çıkarmak istiyorum. Couchsurfing’den bir gece evinde kalabilmek için birine yazmıştım, evinin müsait olmadığını ama bana birkaç yer gezdirebileceğini söylemişti. Akşam onunla buluşmadan önce yine midemin sesini dinleyip yerel restoranın yolunu tutuyorum. Şehir merkezine geldikten sonra ara sokaklardan geçerek Bánh Xèo Bà Dưỡng restoranına ulaşıyorum.

Banh Xeo, yani hindistancevizi sütü ve pirinç unundan yapılarak, içi deniz ürünleriyle doldurulan meşhur Vietnam pankeği. Aşağıda gördüğünüz menü 12.000 dong.

Akşam sözleştiğim gibi couchsurfing’den tanıştığım arkadaşımla buluşuyorum. İlk önce beni şehri akşam izleyebileceğim bir tepeye çıkarıyor. Bu tepe Linh Unh Pagoda‘nın bulunduğu yer ve Güneydoğu Asya’nın en büyük kadın buddha heykeli buradaymış.

Ertesi sabah denize girmek için sahile iniyorum. Şehrin ortasında böyle bir sahil olması çok güzel. Biraz serinlemek için denize giriyorum, spor yapan insanları izliyorum…

Hoi An

Fenerler şehrine hoşgeldiniz 🏮🏮🏮 Hoi An, Vietnam’da bayılarak gezdiğim ikinci şehir. Aslında şehir bile değil kasaba desek daha doğru olur. Thu Bon nehri boyunca uzanan antik kent ise UNESCO tarafından koruma altında. Gece olduğunda ise şehir fenerlerle birlikte büyüleyici bir hal alıyor.

Ve neredeyse herkes dileğinin yerine gelmesi için küçük kandillerden alıp nehire bırakıyor. Ayrıca 15. yüzyılda ipek yolunun önemli limanlarından biri olduğu için hala kumaşları ve terzileriyle ünlü. Herhangi bir giysi dükkanında dilediğiniz kumaşı ve stili seçip 10 dolar gibi bir fiyata kıyafet diktirebiliyorsunuz.

Hoi An şehrinde “The Hoi An Villa”da geceliği 5 dolara kaldım. Bahçesi çok güzel, çalışanları inanılmaz yardımsever ve tatlı. Aynı zamanda burada da denize girebileceğiniz 2 sahil var. Ben “Hidden Beach”i tercih etmenizi öneririm. Çok fazla insan bilmiyor bu yüzden turistik değil. Yemek için ise genelde yerel tatları tercih ediyorum ama gerçek bir yunan restoranı buldum mu affetmem. Mix Greek restoranına uğramayı unutmayın. Yunanlı sahibine de benden selam söyleyin 😉

Ayrıca Vietnam Banh Mi (Vietnam usulü sandviç) ile ünlüyse, Hoi An’da Banh Mi kraliçesiyle ünlü 🙂 Bu zarif hanımefendinin özel tarifli sandviçleri bir harika.

 

 

3 thoughts on “Vietnam’ı Keşfetmeye Devam

    1. Ben kiraladığım zaman sormadılar özellikle Hue’den Hoi An’a giderken kiraladığım yer hiç sormadı. 4 gün kiralamıştım yalnız birçok insandan duyduğum kadarıyla Vietnam’da motosiklet sürmek için Vietnam sürücü ehliyetine ihtiyacınız varmış polis durdurursa ceza kesiyormuş. Benim başıma gelmedi yine de uyarayım istedim. Belki siz gidene kadar bazı şeyler değişir araştırmakta fayda var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir