Bisiklet ile seyahat ederken bir süre yol arkadaşımla ‘hiçlik’ üzerine konuştuk ve sohbetimizin sonucunda uçan halımın üzerinde bambaşka yerlere ışınlanmış, TDK’nın ‘yokluk’ olarak tanımladığı bu hiçlik tanımını tanımayıp kendi sözlüğüme ve günlüğüme kendi açıklamamı yazmıştım. 

gözle görülmez

kavranamaz

tahayyül edilemez

öncesi ve sonrası yoktur

zamandan, mekandan ve maddeden münezzehtir

eşi veya benzeri yoktur

doğurmamıştır, doğrulmamıştır

bütün noksanlıklardan uzak, zira o varken noksanlık olamaz

İlk zamanlar keşfettiğim bir ben vardı, yeni yerler, tatlar ve duygular deneyimledikçe dönüşüyordu. Birkaç zaman sonra anladım ki ben diye oluşturduğum şey aslında köklerinin doğaya, insana bağlı olduğu mini bir enerji kütlesiydi. Yolda olduğumdan beri, etrafımda olan biteni görüyor, dokunuyor, kokluyor idim, tüm bunları yaparken arka planda düşünüyor aynı zamanda hissediyordum da. Hepsini bir masaya oturtmak istediğimde sürekli ağızlarını bozuyorlardı, hepsi ayrı telden çalıyordu. Yoruldum. Ben de hepsini masada bırakıp tecrübe ettiğim her neyse, onun bana hissettirdiği şeye odaklanmaya karar verdim. Tüm tecrübelerden ve insanlardan öte, o masada başka bir şey daha vardı. Kendi kendime icatlar çıkarıyordum. Mesela, gün batımına baktığımda aradan gün batımını çıkarıyor tam o an bana hissettirdiği duyguya odaklanıyordum. Bir insanla tanıştığımda sohbetimizden, onun geçmişinden ve etiketlerinden öte bana o an hissettirdiği duyguya bakıyordum. İşte o anlarda ne güneş, ne batışı ne de karşımdaki insanın vücut bulmuş hali vardı. Bu sürecin içersindeyken, içimdeki hisler karşımda her kim varsa sesini duyuracak kadar gümbür gümbür atıyordu. Bunu deneyimlediğim ilk gün Laos’un bir köyünde oturmuş nehirde yüzen çocukları izliyordum, hayatımda ilk defa hiçliğin varlığını ve bu bilginin çoşkusunu yaşadım. Boşluğun içime dolmasına izin verirken, masadakiler ağzı dolu dolu küfür etmeyi bıraktı, ve bu durum kendimi tamamen yaşama teslim etmeye, sezgilerime açılmaya ve onları dinlemeye başlamamı sağladı. Yaşamla ve en çok kendimle savaşmaktansa onun kaldırma kuvvetine kendimi bıraktığımda beni nasıl da güzel hikayelere, coğrafyalara, kişilere taşıdığını deneyimledim. Hiçliğin içime dolmasına izin verdikçe yaşadığım can sıkan tecrübelere doğru toslamak yerine yumuşak bir iniş yapabileceğimi öğrendim. Var olmanın mücadeleci, hiçliğin ise hiçlik olduğunu kabul ettim. Huzur vericiydi, hala öyle.

Yorum Bırakın