Manastır’da 3 Gün

Öncelikle Vipassana nedir öğrenelim. Vipassana kendi kendini gözlemlediğin  kişisel dönüşüm yoludur. Beden ile zihin arasındaki bağlantıyı ve işleyiş şeklini algılamamız üzerinde odaklama sağlar. Kendini keşif yolculuğunda, zihin ve bedenin işleyişi incelenir ve zihinsel, duygusal kirlilik yok edilir. Böylelikle dengeli, sevgi ve şefkati ortaya çıkartan farkındalık kazanılır. Vipassana farkındalığımızı bilinçli bir şekilde dıştan içe yöneltmek, düşünceleri pozitif ya da negatif olarak tanımlamaksızın, onları yargılamadan sadece farkına varıp izleyebilmektir.

Asya gezime başlamadan önce en çok deneyimlemek istediğim şey tapınak veya manastırda kalıp keşişlerin hayatlarını gözlemlemek ve onlardan meditasyonun inceliklerini öğrenmekti. Myanmar’a gittiğimde bu dileğimi gerçekleştirebileceğim bir tapınak bulmuştum ancak en az yedi gün kalmak gerekiyordu ve maalesef bu kadar vaktim yoktu. En sonunda Pai’de tesadüfen arkadaşımın manastıra gidip birkaç gün orada kalacağını öğrendim. Hemen takıldım peşine. Wat Tam Wua Forest Monastery (Orman Manastırı), Pai ile Mae Hong Son arasında yer alıyor ve Myanmar sınırına da oldukça yakın. En az 2 gün en fazla 10 gün kalabiliyorsunuz. Hayat erken başlıyor, erken bitiyor, günler her gün aynı rutinde devam ediyor. Keşişlerle birlikte kalkıyorsunuz, onlarla aynı saatte aynı öğünü yiyor ve bolca meditasyon yapıyorsunuz. Buradaki manastır sadece bağış kabul ediyor; kutunun içerisine ister 10 lira bırakın ister 100 lira o sizin kalbinizden geçen bir şey.

Manastırda herkes beyaz renk giyiniyor. Ayrım yok. Burada kadın, erkek, insan veya hayvan olduğunu unutuyorsun. Aslında koskoca evrende hiçbir şey olmadığını farkediyorsun. Sana ait olan tek bir kıyafet, tahta yatağın üzerine serdiğin şilte ve günde iki öğün yemek… Zihnim her zamanki gibi oradan oraya koşarken bedenim alarm veriyor. Doyur beni! Karnımı, gözlerimi, kulaklarımı doyur. Bu yüzden ilk gün zor geçiyor, sabah meditasyonu bittiğinde uyuyakaldığımı farkediyorum. Durumdan biraz utansam da birkaç kişinin daha aynı durumda olduğunu görüyorum. Baş keşiş konuşmasını gülerek sürdürüyor ”uyku meditasyonu” dilerseniz bunu da yapabilirsiniz 🙂 Zamanla neden burada 10 gün kalmam gerektiğini anlıyorum, çünkü bu rutini ne kadar çok tekrar edersen zihnin duruma alışmaya başlıyor. Zaten beynin yapısı da böyle işliyor bir şeyi ne kadar uzun süre yaparsan o şey senin hayatın/alışkanlığın oluyor.

Uzun zamandır meditasyonu hayatımın parçası haline getirmeye çalışıyorum ancak benim için odaklanmak gerçekten zor. Bu yüzden sosyal hayattan, elektronik aletlerden uzaklaşarak odaklanabileceğime inanıyorum. Burada çoğu keşiş İngilizce konuşuyor, zaten meditasyon ile ilgili komutları da İngilizce olarak veriyorlar. Aynı zamanda manastıra gönül vermiş 2 adet Alman gönüllü var, uzun zamandır burada yaşayıp keşişlere yardım ediyorlar. Manastırda Vipassana meditasyonuna başlamak ve sürdürmek için 4 ana kurala uymanız gerekiyor. İlk olarak elektronik alet kullanmak yok! Daha sonra, öldürmekten, çalmaktan, cinsel aktiviteden, yalan konuşmaktan ve uyuşturucu ve sarhoş edici maddelerden kaçınmalısınız. Sonraki adım, bağdaş şeklinde yere oturup nefesini dinleyerek zihnini berraklaştırmak. Bu sırada vücudunun her bir noktasındaki değişiklikleri fark etmek. Aslında anahtar kelime ”fark etmek”. Oturup nefesinizi dinlerken, yürürken, çalışırken zihninizin o an da mı yoksa başka yerlere mi yolculuk yapıyor anlamak. Günler ise şöyle devam ediyor; Sabahın 5’nde  gongla uyanıp, meditasyon yapıyoruz daha sonra 6:30 gibi kahvaltı yapılıyor. Yürüyüş ve grup meditasyonundan sonra devam. Nefese, nefesin burun çevresi üzerindeki etkisine odaklanmamız söyleniyor. Sürekli oturur pozisyonda olduğunuz için vücudunuzun durumunu dinlemelisiniz. Herhangi bir his iş görür. Ağrı, sızlama, soğuk, sıcak, titreme… Bunların farkında olup, onlara anlam yüklemeden, gelip geçişlerini gözlemlemeniz isteniyor. Buna anitcha diyorlar. Herşey gelip geçer. Öğle yemeğini 11’de yedikten sonra bir daha yemek yok. Kendinizi buna alıştırmanız bekleniyor. Gece saat 9 oldu mu tüm ışıklar kapanıyor.

Bir gün sonra işler ciddileşmeye başlıyor. Manastırda genel olarak kimse konuşmadığı için sürekli kendimle cebelleşmeye başlıyorum. Kendimle baş başa kalınca ne kadar küçük olduğumu görüyorum. Korkuyorum. Korkularımla, utançlarımla, pişmanlıklarımla yüz yüze gelmek mutlu etmiyor. İlk gecenin akşamı kabuslarla uyandıktan sonra egom bana “bu işi daha fazla kurcalama kızım, çek git kafayı yiyeceksin” diyor. Ama gitmiyorum. 3 gün kalmaya karar verdiysem kalacaktım. Kalıyorum.

En son gün ufak kıpırtılar başlıyor… Nefes giriyor ve çıkıyor, zihin gidiyor ve geliyor, değişim sürüyor. Nefes geliyor, nefes gidiyor, acı gidiyor titreşim geliyor, sıcak gidiyor basınç geliyor. Değişim hep ama hep sürüyor. Hey zihin, devam et hiç durmadan akmaya, gelişmeye ve her geçen gün daha keskin, daha dingin adım adım büyümeye diyorum içimden. Yola devam. 

Not: Vipassana meditasyonunu 10 gün kalarak deneyimlemem gerektiğini anladım. İlerleyen günlerde zamanımı ayarlayıp farklı bir manastırda daha uzun kalmayı planlıyorum. Eminim ki etkileri daha farklı olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir