Kazakistan’da Bir Şaman

İki gün önce Burak’la Şaman ve Sufi olan Bifatima Apa’nın Kırgızistan sınırına yakın Ungurtas köyündeki evini ziyarete gittik. Birçok Kazak, Bifatima Dualetova‘nın Kazakistan’daki son Sufi dervişlerinden biri olduğuna inanıyor. Kazaklar Bifatima Dauletova’ya, Bifatima-apa diyorlar. “Apa”, Kazakistan’da yaşlı kadınlar için saygınlık ifade eden bir sıfat aynı zamanda iyileştirici, bilge ve kurtarıcı anlamlarına da geliyor. Bifatima, ilk kez 11 yaşında ruhlarla konuşmaya başlamış. 13 yaşındayken Kazakistan’ı baştan aşağıya gezip şu an ki evi olan Ungurtas‘taki Kutsal Tepeye varmış ve evini buraya inşa etmeye karar vermiş. Yani, bulunduğumuz yer Almatı’nın 80 mil batısındaki Tien Shan Dağları‘nın eteklerinde Ungurtas köyünün en sonunda “Dünyanın Enerji Merkezi” olarak anılıyor. Tepede evliyaların mezarları var. Bu tepede yürüyüp evliyalara dua ettiğinizde dileklerinizin gerçekleşeceğine ve kötü enerjiden arınacağınıza inanılıyor.

İslam, Kazakistan‘a geldiğinde, tasavvuf göçebe kültürü ve halihazırdaki şaman gelenekleriyle birleşmiş. Bu yüzden Bifatima’da ritüellerini buna yönelik yapıyor. Mesela, her gece yemekten sonra Kur’an okunuyor, dualar ediliyor. Bunun yanında yine islam ritüeli olarak kurban kesiliyor, kurban kesildikten sonra hastasının yüzünü koyun kanıyla ovarak, hastanın hastalığına yol açan günahlarını ölmüş hayvana transfer ederken, dualar mırıldanmaya devam ediyor. Daha sonra kana bulanmış kişi günahlarından arınmak için evin yanındaki derede yıkanıyor. Bu ritüeli yeniden doğuş olarak isimlendiriyor. Doğum kanalından geçerek kanla kaplanıyorsun ve daha sonra her şeyden suyla tamamen arınıyorsun.

Kaynak: https://www.worldpressphoto.org/node?page=1249&option=com_photogallery&task=blogsection&id=18&Itemid=188&bandwidth=high

Burada tam anlamıyla komün hayatı yaşanıyor ve herkesin köye geliş amacı farklı. Bazıları sadece birkaç gün için geliyor; diğerleri, Bifatima‘yı yıllardır guru olarak görüyor. Bununla birlikte, katılanların çoğu üç kategoriye ayrılıyor: Ölümcül hastalığına tedavi arayanlar, bağımlılıklarından kurtulmak isteyenler veya hamile kalmak isteyenler.

 


 

Köye vardığımızda saat çoktan öğleden sonrayı buluyor. Almatı’den sonra sanki dünyanın sonuna ulaşmışız gibi. Yani, en azından ben öyle hissediyorum. Burak, daha önce burada kaldığı için Apa ve köydekiler onu tanıyor; yabancı olan benim. Hem de ne yabancı. Yarı Kazakça yarı Rusça konuşulan küçük bir evin içinde daha da yabancılaşıyorum. Gider gitmez Apa’nın yanına ilişiyoruz. Bir bana bir Burak’a uzun uzun bakıyor. Gözleri hiç iyi görmediğinden suratıma iyice yaklaşıp gür sesiyle Kazakça bir şeyler söylüyor. Yarım yamalak İngilizce bilen biri çeviriveriyor;

  • Adın Kim?
  • Bengi
  • Kaç gün kalacaksınız?
  • 4
  • Çay için…

Bundan sonra 4 gün boyunca bitmek bilmeyen çay içme serüveni başlıyor. Türkiye’dekiler bile bu kadar çaya tutkun değil. Tek fark burada sütlü çay içiliyor. Akşama doğru herkes mutfak masasının etrafına toplanıyor. Sanırım orada kaldığım gün boyunca en sevdiğim zaman dilimi bu. Bir köşede oturmuş etli çorbamı höpürdetirken Rusça konuşmaları ve kahkahaları dinliyorum. Bir an Rus eserlerinden birinin içine izinsiz girmiş köşeden olan biteni izliyormuşum gibi geliyor. Bana laf atıp gülmeye başlamalarıyla odaya geri dönüyorum. Biraz kendimi huzursuz hissetmeye başlıyorum, hatta köy evinden koşarak kaçmak istiyorum ama kendimi bir şekilde kalmaya ikna ediyorum. Burak’la durumu konuştuğumda onun da aynı şekilde hissettiğini öğreniyorum. Garip… Akşam 20 kişinin yan yana dizildiği odaya uyuma geçiyoruz. O odada hiç beklemediğim bir an yaşıyorum. Sabaha karşı diye tahmin ettiğim saatte gözlerimi yarı uykulu açıyorum ve Apa’nın başı örtülü şekilde beni izlediğini görüyorum. Yüzünü seçemiyorum, bana mı bakıyor? İyi de bu saatte niye öyle oturuyor ki. Sabah uyandığımda çok gerçekçi bir rüya gördüğümü fark ediyorum. O an korkup kaçmak bir kere bile aklımdan geçmiyor aksine olabildiğince huzurluyum.

Sabah uyanan yine mutfak masasındaki yerini alıyor. Misafirler ne getirdiyse ondan atıştırabiliyorsun. Bu bazen tereyağ ve ekmek oluyor, bazen de sınırsız borsok (yani pişi) ama yanında her daim çay. Köy evinde kaldığımız süre boyunca çalışmak zorundayız. Bunu evrenin alma ve verme kuralı olarak yorumluyorlar. Apa sana şifa, yemek, kalacak yer veriyor sen de bunun karşılığında kurban kesemiyor veya para veremiyorsan çiftlikte çalışıyorsun. İlk ve tek görevimiz etraftaki otları yolup hayvanlara vermek. Basit. Zaten 4 saat çalışıyorsak bunun 5 saati çay içiyor 5 saati yatıyoruz, yalan değil 🙂

4 gün boyunca günler böyle geçip gidiyor. En son gece bir ritüele katılma şansına erişiyoruz. Bifatima, tülbentle kapatılmış kül dolu bir kutuyu ayak tabanlarımız dahil bedenimizin her bir noktasına vurarak gezdiriyor. Külün kokusunu ve sıcaklığını hissediyorum. Bu hareketi sırayla hepimiz için 3 kez tekrarlıyor. Daha sonra iki avucumuza ayrı ayrı tuz serpiştiriyor ve tuzu bedenimizde gezdirdikten sonra suya atıyoruz. Tuzun arındırma gücünün kuvvetli olduğuna inanılıyor. Geri döndüğümüzde bir kap su bizi bekliyor. Bifatima suyu önce başımızdan aşağıya döküyor sonra çok hızlı bir şekilde yüzümüze çarpıyor. En sonunda da yaktığı odunumsuları (ismini bilmiyorum) başımızda döndürüyor.

Bifatima’nın yanında kalmak bana bazen aklımla değil de bazı şeylere (belki de her şeye) kalbimle bakmam gerektiğini anımsatıyor. Eskiden biri bana şaman bir kadının yanında arınacaksın dese güler geçerdim, şimdi ise yolumun buraya düşmesi gerektiğine inanıyorum. Hayatımın bir noktasında buraya gelmeliydim ve işte Ungurtastayım…

One thought on “Kazakistan’da Bir Şaman

  1. Hep gitmek,görmek istediğim yerler. Bir şamanla tanışmayı çok isterdim.
    Yazıyı okurken, yerif edemediğim bir huzur kapladı içimi.
    Bu duyguyu hissettirdiğiniz için, Çokkkk teşekkür ederim
    Yolunuz açık olsun‍♀️❤

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir