Kategori

Yol öyküleri

Kategori

Bisiklet ile seyahat ederken bir süre yol arkadaşımla ‘hiçlik’ üzerine konuştuk ve sohbetimizin sonucunda uçan halımın üzerinde bambaşka yerlere ışınlanmış, TDK’nın ‘yokluk’ olarak tanımladığı bu hiçlik tanımını tanımayıp kendi sözlüğüme ve günlüğüme kendi açıklamamı yazmıştım.  gözle görülmez kavranamaz tahayyül edilemez öncesi ve sonrası yoktur zamandan, mekandan ve maddeden münezzehtir eşi veya benzeri yoktur doğurmamıştır, doğrulmamıştır bütün noksanlıklardan uzak, zira o varken noksanlık olamaz İlk zamanlar keşfettiğim bir ben vardı, yeni yerler, tatlar ve duygular deneyimledikçe dönüşüyordu. Birkaç zaman sonra anladım ki ben diye oluşturduğum şey aslında köklerinin doğaya, insana bağlı olduğu mini bir enerji kütlesiydi. Yolda olduğumdan beri, etrafımda olan biteni görüyor, dokunuyor, kokluyor idim, tüm bunları yaparken arka planda düşünüyor aynı zamanda hissediyordum da. Hepsini bir masaya oturtmak istediğimde sürekli ağızlarını bozuyorlardı, hepsi ayrı telden çalıyordu. Yoruldum. Ben de hepsini masada bırakıp tecrübe ettiğim her neyse, onun bana hissettirdiği şeye odaklanmaya karar verdim. Tüm tecrübelerden ve insanlardan öte, o…

Şimdi yeniden aklıma yollar düştü. Daha fazla tecrübeyle dolup taşmak, durduğum noktadan dünyaya bambaşka gözlerle yeniden bakmanın, oku yaydan çıkarmanın vakti. Tüm bunların sonunda, ya yaşam modelimi hiç değiştirmemeyi ve elimdekilerle yetinmeyi öğreneceğim ya da ayağımı sıkan ayakkabıları bir daha elime almamak üzere çıplak ayak gezeceğim. Kim bilir…

Okumaya Devam Et

Güneydoğu Asya’da yataklı otobüsle ilk tanışmam Laos sayesinde oluyor. Laos, dağlık bir ülke ve dört bir yanı virajlarla kaplı olduğu için bir yerden bir yere gitmek zaman alıyor. 3,5 saatte ulaşırsınız denilen yolu 5 saatte bol zıplamalı gittiydik, oradan biliyorum. Bu yataklı otobüsü keşfettiğimden beri bir süre en sevdiğim ulaşım şekli oluyor. Yüksek dağlar arasında uzanan Nam Ou Nehrinin büyüsünden kendimi koparıp, 13 saat sonra ülkenin en güneyi Pakse’ye ulaşacağımı umut ederek sevdiceğim yataklı otobüste yerimi alıyorum. Yanımda yatan teyzeyle (yataklar iki kişilik ve artık dibinize kim düşerse) ve hemen çaprazımdaki Tayvanlı çocukla okey çevirecek kadar muhabbet koyulaşıyor. Kitap okumalı, muhabbet etmeli en sonunda da ağır sızmış bir şekilde kendimi uykuya bırakıyorum. Sabaha karşı pat pat pat diye otobüsün camına vuruyorlar, öyle derin uyumuşum ki ses çok derinlerden geliyor, yükseliyor, yükseliyor…Hello madam! Tuk tuk madam! Tuk tuk!!! Bir yandan gülüyorum, bir yandan küfür ediyorum, bir yandan eşyalarımı topluyorum. Tuk tuk…