Kadın Başına Nereye Gidiyorsun?

Dünya turuna çıkmaya karar verdiğimde yakın çevremden, uzaktan yakından tanıdığım – tanımadığım insanlardan birçok farklı tepkiyle karşılaştım. Bazıları hayranlıkla ve cesaretlendirici dileklerle karşılık verirken bazıları da negatif olabilecek milyonlarca nedeni önüme seriverdi. En çok karşılaştıklarım;

“Orada başına çok kötü bir şey gelirse ne yapacaksın?”

“Kadın olarak tek başına gezmek korkutucu değil mi?”

“Yanına birini daha alsan güvenli olmaz mı?”

“Sence üstesinden gelebilecek misin?”

Zaten psikolojik olarak zor bir yolculuğa hazırlanırken bir de ek olarak hayallerinizi ve kendinizi savunmak gerçekten insanın sınırlarını zorlayabiliyor. Bir süre sonra neden bu tarz soruların çoğunlukla sorulduğunu kendi kendime sorgulamaya başladım. Bu talihsiz durum aslında çocukluktan itibaren aşılanmaya başlıyor. Aileler kız çocuklarının bir yandan iyi eğitim almasını, kendi ayakları üzerinde durabilmesini dilerken diğer yandan farkında olarak veya olmayarak “kurtarılmayı bekleyen” bireyler yetiştiriyorlar. Bağımsızlık kelimesi maalesef masal kitaplarında bile yer almıyor. Ben de çoğu kadın gibi uzun yıllar bu hissiyatla boğuşup durdum. Aslında olmak istediğim insanla, çevreden onay gören Bengi arasında dağlar, akarsular vardı. Yerimin ne olduğunu hiçbir zaman bilemedim. “Doğru” şeyleri yap­makla, üniversiteye gitmekle, üniversiteden mezun olup iş bulmakla, iş bulduktan sonra evlenip, çocuk yapıp onları büyütmekle geçecek bir hayat benim hayalim değildi. Çocukluğumdan beri tek bir hayalim vardı “Başka dünyaları da görebilmek”. O başka dünyadaki insanların hayatlarına dokunup hikayeler yazabilmek.

Tüm bu “hayallerini gerçekleştirme ve özgürleşme” süreci boyunca öğrendiğim bir şey varsa o da, özgürlüğün ve bağımsızlığın, başkalarından (genelde toplumdan) alınamayacağı oldu. Bunun için emek harcamanız lazım. Yani, kendinizi güvende hissetmek için sıkı sıkıya tutunduğunuz her türlü bağımlılıktan vazgeçmek zorundasınız.

Yola çıkar çıkmaz herşey tabi ki mükemmel şekilde ilerlemedi. Bundan 120 gün önce ilk durağım Tayland idi. Bangkok’a ulaştığımda daha önce hiç hissetmediğim bir şekilde umutsuzluğa kapıldım. Ne yapıyordum, niye buradaydım? Neden yanımda biri yoktu ki? Çok önceden kendime sorup cevaplarını verdiğim sorular zihnime üşüşüvermişlerdi. Yeni bir kültüre (hatta sürekli yeni insanlarla tanıştığın için birden fazla kültüre), yemeklere, ülkelere has kokulara adapte olmak yürümeye yeni başlayan bebek gibi hissettirdi. Algım genişliyordu, değişiyordum, büyüyordum: olan buydu. Bu süreç 1 ay içinde azalarak kayboldu. Hatta ilk defa otostop çekmek için parmağımı havaya kaldırıp mükemmel insanlarla tanıştıktan sonra yavaş yavaş yok olduğunu fark ettim. 4 aylık sürece dönüp baktığımda ne kadar yol katettiğimi, eksikliklerimi ve artılarımı görebildiğim yani kendimi şimdi gerçekten tanımaya başladığım bir döngünün içine girdiğimi görüyorum. Dışarıdan küçük kendi içimde büyük reformlar yaşıyorum. Ve böylece her gün kim olduğumu ve gerçekte neyi başarabileceğimi öğrenerek belki de bir daha geri dön­memek üzere yola devam ediyorum. Daha gidilecek çok yol var. Yollar bitmiyor iyi ki de bitmiyor. Tek bir hayatımız var, o da ne zaman sonlanır bilemiyoruz. Bu yüzden hayaliniz her neyse sıkı sıkıya sarılın, hiç bırakmayın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir