En son karşılaştığımızda yani bundan tam 2 sene önce yola çıkmaya hazırlanıyordun. Takip ettiğim kadarıyla tam 8 ay seyahat ettin ondan sonra Türkiye’ye geri döndün. Bu hikayeden öncesinde neler yapıyordun? Nasıl bir hayatın vardı?

Seyahat öncesinde aslında İstanbul’da yaşıyordum. Bir reklam ajansında stratejik planlama direktörü olarak çalışıyordum. Üniversiteden mezun olur olmaz zaten ajanslarda çalışmaya başladım. Bilen bilir ama bilmeyenler için ajans hayatı biraz yoğun geçer. Gece geç saatlere kadar süren mesailer, yoğun bir iş temposu vardır. O yoğunluk içerisinde yuvarlanarak gidiyordum.

Kültürünü hiç bilmediğin bir ülkeye sırt çantanı alıp gitmeye karar verdin. Nasıl bir his seni bu kadar uzun soluklu bir seyahate yönlendirdi?

En başta o biraz bahsettiğim yoğun iş temposu sanırım beni bu noktaya getirdi. İtiraf etmek gerekirse biraz bunalmıştım, hem işten hem de İstanbul’un kalabalığı ve koşuşturmacasından. Fazla gelmeye başlamıştı artık bana. Bir yandan da sosyal medya çok fena bir şey. Oraya bakıyorsunuz, herkes hayatında bir şeyler yaşıyor, farklı şeyler yapıyor, güzel deneyimler ediniyor… Ben ise sanki aynı dört duvara sıkışıp kalmış, her gün aynı şeyi yapıyor gibi hissediyordum. Yani dışarıda kocaman bir dünya var, benim onu keşfetmemi bekliyor ama ben ise burada oturup yerimde sayıyor gibiydim. Tabi bu arada aşırı gezmeyi, dolaşmayı, keşfetmeyi seven de bir insanım. Sanki bu sevdiğim ve istediğim şeyleri yapamıyordum, da başkalarının bana yapmam gerektiğini söylediği şeyleri yapıyordum. Hep bir tarafım, hayata sadece bunu yapmak, sadece çalışmak için gelmiş olamayız, hayatta keşfedilecek çok şey var diyordu. Tabi biraz da şanslı bir kadındım, çevrem aslında çok yeniliklere açık ve buna benzer cesaretler göstermiş, farklı hikayelerin peşinden koşmuş kadınlarla dolu. Dünyayı gezen, dünyanın öbür ucuna yerleşen ne bileyim hayal ettiği meslek için işinden istifa edip kendi yolunu çizen dostlarım var. Bu durum, bana da hep cesaret verdi. Ben de, bu hayatta ben ne yapmak istiyorum diye düşünmeye başladım. Gezmek de hep hayalimdi. Sonunda bunu gerçekleştirebilmek için para biriktirmeye karar verdim. Madem para kazanıyordum, bir amacı olsun diye düşündüm. Biriktirmeye ilk başladığımda tabi öyle ahım şahım paralar da kazanmıyorum. Ama yine de elimde kalanları ufak ufak kenara koymaya başladım. Bazen 10 lira, bazen 100 lira bazen daha fazlası, imkanım o ay ne kadar el verdiyse o kadarını kenara koydum işte. Öyle öyle derken harbiden damlaya damlaya göl oldu ve kendimi yapmak istediğim şeyin peşinde koşarken
buldum.

En çok duyduğum soruyu sana da sormak istiyorum; yalnız seyahat etmek korkutmuyor mu?

Ya bu konu karışık 🙂 Seyahati ilk planlarken hiç korkutmuyordu. Yine aslında o kabusum olan sosyal medya, aynı zamanda cesaretim de oldu. Orada insanları gördükçe herkes yapıyor ben mi yapamayacağım diyordum. Tek bir saniye bile sorgulamamıştım. Taaaa ki Bangkok’a inene kadar. İlk gittiğim yer. İndim, havaalanından otobüse bindim, hostelime gittim her şey ok, her şey için aşırı heyecanlıyım falan. Ama sonraki gün kendimi bir anda, bana kâbus gibi gelen bir şehrin ortasında yapayalnız buldum. Dedim ki ben napıyorum! Deli miyim, ne işim var burada, hem de yalnız başıma, rahat hayatımı, yatağımı bıraktım ve buralara geldim, kendime zorum mu vardı vs vs. tabi burada biraz sansürlüyorum da hahah daha neler neler dedim kendime. Sonra yavaş yavaş biraz şehre alıştım, ülkeye alıştım, zaten yolda bir arkadaşımla buluştum. Böyle bir anda sakin sakin geçişim oldu. Yolda olmaya alıştım. Bu duygunun aslında yolun bir parçası olduğunu da anladım. Benzer hissiyatları, neredeyim ben, ne yapacağım şimdi vs gibi soru işaretlerini- her ülkenin başında ilk 1-2 gün yaşadım ama sonrasında gördüm ki bu soru işaretleri hep geçici. Zamanla kayboluyor. Olduğunuz yere alışıyorsunuz, alıştıkça seviyorsunuz. Hatta o kadar
alışıyorsunuz ki neredeyse her ülkenin sonunda, niye ayrılıyorum ki diye ağlayarak ayrıldım. Yalnız seyahat etmeyi düşünenlere söyleyebilirim ki aslında bu da bambaşka bir keyif. Hele bu kadar uzun bir seyahat planlıyorsanız, gerçekten yalnız yapmanızı daha çok öneririm. Öncelikle korkunuz varsa şunu söyleyebilirim ki hiç yalnız kalmıyorsunuz. Kalıyorsanız bile anlıyorsunuz ki bu aslında kendi seçimin. Çünkü yolda birileriyle tanışmak sanıldığından çok daha kolay. Sizin gibi yalnız gezen, birileriyle tanışmak isteyen bir sürü insan oluyor. Herkes birbiriyle muhabbet ediyor. Siz kimseyle konuşmasanız bile gelip sizinle sohbet edenler çıkıyor. O yüzden ben kimseye gidip öyle bir şey diyemem, konuşamam şeklinde bir korkunuz da olmasın. Zaten insanlar sizi buluyor. Hatta sevdiklerinizle, iyi anlaştıklarınızla yola beraber bile devam ediyorsunuz. Mesela Kamboçya’da çok kötü geçen ve aşırı mutsuz olduğum bir günümde Filipinli bir kızla tanıştım. Çok sevdim. Sonra Filipinlere onun yanına da gittim ve Filipinlerin bir kısmını da onunla ve arkadaşlarıyla birlikte gezdim. Böyle birlikte gezdiğim, hala haberleştiğim bir sürü insan oldu. Yolda kendinize böyle dostlar bulmak da çok mümkün. İtiraf etmem gerekirse bir yandan bu duyguyu aşırı özlüyorum. Bu kadar farklı, hiçbir beklentinin veya ortak noktanın olmadığı insanlarla, bu kadar kolay tanıştığın başka bir yer/ortam bulmak çok zor. Var mı bilmiyorum 🙂

Seyahatten önceki Serenle seyahatten sonraki Seren arasında çevrenin
veya senin fark ettiğin değişimler oldu mu?

Haha bilmem onu çevreme sormak lazım :)Kendi adıma söyleyebileceklerim var ama. Mesela ben kendimi biraz daha rahat bir insan olarak görüyorum. Her şey çözülür, her şey halledilir diye düşünmeye başladım. Ki harbiden her şey çözülür, her şey halledilir. İlk başta bahsettiğim o beni darlayan konular da artık beni darlamıyor açıkçası. Hayata dair de daha pozitif bir insan oldum
diyebilirim. Aaa ama en en önemlisi bence, kendimden çok mutluyum. İnsanın kendini, sevmesi, kendinden mutlu olması hayattaki en önemli konulardan biri, belki bi yandan da en zoru. Hayat, sizi bir şekilde hep kendinizden şüphe ettiğiniz, kendinizi beğenmediğiniz, hep daha fazlası olmaya kendinizi zorladığınız bir yola sürüklüyor. Daha güzel, daha başarılı, daha bilmemne… artık aklınıza ne gelirse. Hep daha fazlasına ulaşmak için kendimizi paralıyoruz. Ama sanırım ben hayatımda ilk defa kendimle çok barışığım. Kendimi ve hayatımı çok seviyorum. Yaptıklarımla da gurur duyuyorum. Tüm bu duygular hayatınızda sanırım biraz daha huzurlu olmanızı da sağlıyor.

Yolda tanıştığın veya daha öncesinde tanıdığın sana ilham veren, hikayesinden etkilendiğin bir kadın oldu mu?

Biraz bundan aslında bahsetmiş oldum. Dediğim gibi bu konuda sanırım çok şanslı oldum. Hep çok güzel kadınlar var etrafımda. Bu konu ilk direktörümle başladı. O zaman için direktörüm, şimdi çok sevdiğim bir arkadaşım tabi. Birlikte çalışırken, o da istifa edip, eşiyle böyle bir yola çıkmıştı. O zaman onun için çok heyecanlanmıştım ve ona da umarım bi gün, ben de yapabilirim
demiştim. Sonra çok istediği için Japonya’ya taşınan bir arkadaşım var mesela, hatta yolun ilk 1 ayında onunla birlikte gezme imkanımız da oldu. Birlikte çok eğlendik. Sonra işi gücü bırakıp Shiatsu yapacağım ben diye hayallerinin peşinden giden başka bir arkadaşım daha var. Hep bu kadınlar bana da cesaret oldu. Onlar tüm zorluklara rağmen hayallerinin peşinden gittiler. Onlar yaptıysa ben de yapabilirim dedim hep. Tabi ailem yani. Kadın olarak sorduğun için de annem diyorum tabi. Bir şeyleri denemek, keşfetmek, öğrenmek… Bu yapmaktan hiç vazgeçmemek… Hem yapmak istediklerim konusunda hep bana cesaret verdi, hem kendi yaptıklarıyla
bana ilham oldu diyebilirim. Ay sonra yoldakiler var, (bitmiyor hahah :D)

Bahsettiğim şu Filipinli kız var mesela. Sosyal girişimci. Hep STK’larda da çalışmış, Fakir, imkanları olmayan Filipinli çocukların okuması için yardımcı olmaya çalışıyorlar. Pandemide de bu ailelere yardım için çok çalıştılar. Ve bu kız ailesine rağmen kendine istediği gibi bir hayat kurmayı başarmış, aynı zamanda geziyor, özgür bir ruh yani baya, çok da çalışkan, hep işine gücüne sahip çıkan biri. Bayılmıştım yaptıklarına, enerjisine… Sonra mesela 50’li yaşlarında bi kadınla tanışmıştım. Aslında ev hanımı, 2 çocuk annesi. Nesi şimdi ilham diyeceksin ama kadın yine de geziyor, bunu yalnız yapıyor, yeni insanlarla tanışabilmek için hostellerde kalıyor. Bunu
yapması için kızları ve kocası çok destekliyor. Yaşı yok işte bunu yapmanın demiştim onunla tanışınca, hiçbir şey engel de değil, hatta en güzel destek bile olabilir sana. Önemli olan senin bunu yapmayı istemen.

Bunu aslında birazda kendim için soruyorum; 8 ay boyunca aklının ucundan geçmeyecek tecrübeler yaşadın. Dönmek sana nasıl hissettirdi? Olduğun yerde rahat ve huzurlu hissediyor musun yoksa tekrar yola çıkmak ister misin?

Hahah güzel soru. Aslında olduğum yerde hiç olmadığım kadar rahat ve huzurluyum. Dönmeye çok ok olarak döndüm ben. Artık biraz eve dönebilirim dedim. Zorla dönmedim yani. Ama rahat ve huzurlu olmamın arkasında biraz da şu var; artık biliyorum ki canım istediğinde tekrar yola çıkabilirim. Bu öyle zor bir şey değil. Eskiden, yani yola çıkmadan önce, böyle bir şeyi yapmak çok gözümde büyüyordu. Baya çalışman gereken, hazırlıklı olman gereken, cesaret isteyen bir konuydu. İşi bırakacağım, evi kapatacağım, arkadaşlarımdan ve ailemden ayrılacağım vs vs bunlar büyük konulardı. Tabi şimdi yaşayınca artık o kadar büyük, zor, ne biliyim cesaret gerektiren bir konuymuş gibi gelmiyor. Çok canım istiyorsa, yarın öbür gün tekrar yola çıkabilirim. Tekrar geri gelebilirim, ve tekrar gidebilirim. Ne gelmek, ne de gitmek artık gözümde o kadar büyümüyor. Pandemi tabi biraz canımı sıkmıyor değil. Çünkü bu gitme-gelme özgürlüğünü elinden alan bir konu. Bu bahane biraz dinleniyorum işte. Durumlar biraz
düzelsin ileride bakarız diyorum kendime. Ama o eskiden kalan, dört duvara ve tek bir hayata zoraki hapis olmuşluk hissi artık yok. Ya da, o işte bahsettiğim “insanlar bir şeyler yapıyor, hayatlarını yaşıyorlar ama ben yapamıyorum” hissi de yok. Onun yerine dilediğimde ben de yaparım rahatlığı var. İşte bu rahatlık da, beraberinde huzuru ve özgürlük hissini de getiriyor sanki.

Yola çıkmak isteyen veya hayatının akışını başka yöne çekmek isteyen
ama cesaret edemeyen birine ne söylemek istersin?

Çok kolay diyebilirim. Ya biraz sinir bozucu olabilir söylediğim ama gerçekten biraz öyle. Bir yandan da biliyorum, hep bundan bahsettim zaten ama yapmadan önce zor gelen bir çok şeyin, yapınca aslında ne kadar kolay olduğunu görüyorsun. Hele ki yola çıkmak… Bir de Asya gibi bir yerden başlamak… Asya mesela bunun için çok çok kolay bir rota. Her şey siz gezebilesiniz diye tasarlanmış gibi. İşinizi çok kolaylaştırıyor. Bu nedenle başlangıç için çok kolay bir rota. Sadece ne istediklerinden çok emin olsunlar derim. Kolay olması bir yana bunu yaptıklarında gerçekten mutlu olacaklar mı onu sorgulasınlar. Çünkü bazen kaldığınız yer, yemek yediğiniz yer çok pis veya kötü olabilir, aç kalabilirsiniz, başınıza hiç istemediğiniz şeyler gelebilir (işte hasta olmak gibi, dolandırılmak gibi, hırsızlık gibi vs vs) bu durumlarda moraliniz çok düşüyor. Her gününüz sosyal medyada görüldüğü gibi öyle güllük gülistanlık geçmiyor. Ama eğer çok istiyorsanız, gerçekten istiyorsanız bunların hepsi önemini yitiriyor. O korkularınıza rağmen o yolda olma hissini hiçbir şeye değişmiyorsunuz. Bu arada tabi ister yola çıkmak olsun, ister yapmak istediğiniz başka bir konu, eğer gerçekten istiyorsanız yolun dikenlerini de kabul ediyorsunuz. Bu da deneyimin bir parçası sonuçta. Ben sadece şunu söyleyebilirim ki; gerçekten ulaşmak istediğiniz bir şey varsa, o hayalinize inanın ve en önemlisi de ona sadık kalın. Her gün o hayaliniz için çok ufak da olsa bir şey yapın. Öyle zengin, bana bu geziyi finanse edecek bir ailem açıkçası yok. Ben kenara 10 lira, 20 lira, 100 lira atarak başlamış olabilirim. Siz de kendi
hayaliniz için ufak adımlar atarak başlayın. O hayaliniz için neler yapabileceğinizi araştırın. Zamanla o adımların sizi hayalinize ne kadar yaklaştırdığını kendiniz göreceksiniz. O yüzden hayallerinizden vazgeçmeyin 🙂

Sizi buraya alalım >>> https://dunyaninduraklari.com/kategori/ilham-veren-kadinlar/

Yorum Bırakın