– Naber Didem, hayat nasıl gidiyor? Nerelerdesin, neler yapıyorsun?

İyidir Bengi, epey yoğun geçiyor. Sanırım hayatımın hiçbir döneminde bu kadar çalışmamıştım ama keyfim yerinde. Hayalimi gerçekleştirmek için çalışmak, emek vermek çok kıymetli. Bunu da adım adım yapabiliyor olmak ise mutluluk verici. Mayıs ortasından beri ailemin yanında Seferihisar’dayım. Hem internet üzerinden yoga dersleri veriyorum, hem de freelance çalışıyorum.

– Peki, biraz Didem’den bahseder misin? Seyahat etmeden önce nasıl bir hayatın vardı?Seyahat ettikten sonra manevi olarak neler dönüştü?

Seyahatten önceki Didem’le sonrası arasında uçurum olduğunu söyleyerek başlamalıyım. Öncesinde toplumun ve ailenin öğrettiği doğruları hiç sorgulamadan kabul eden bir Didem vardı. Ortaokul yıllarında epey asiydim, hayalim konservatuar veya güzel sanatlara gitmekti ancak ailem izin vermedi. Bunun getirdiği öfke de ergenlik yıllarıma damgasını vurdu. Sonra baktım ki çıkış yok, kabul görmüyorum. Herkes tarafından kabul görülen şeyi yaptım. Ders çalışıp üniversite sınavına girdim ve üniversiteye gittim. Okul hayatında epey başarısız bir öğrenciydim. Tam bir sokak çocuğuydum. Bu yüzden derslerim de epey kötüydü. Ancak okuduğum nispeten keyifliydi. Ancak bu seferde küçük bir şehirde, lojman çocuğu olarak büyümüş biri olarak büyük şehre adapte olamadım. İlk iki senem epey zordu. Sonra okula alıştım ve kazasız belasız mezun oldum neyse ki. Ardından bana söylenileni ve bekleneni yaptım ve İstanbul’da işe başladım. Aslında ilk günden bana göre olmadığını anladım ama normal düzen böyle olduğu için bunu görmezden gelip çalışmaya devam ettim. 26 yaşında çok ciddi bir bunalım yaşadım ve istifa ederek İngiltere’ye aupair olarak çalışmaya gittim. Bu bunalımın nedeni içten içe anlamıştım ama amacım İngilizcemi ilerletip iş hayatında daha başarılı olmaktı. Türkiye’ye döndükten sonra yeniden çalışmaya başladım. Topuklu ayakkabılar, şık takım elbiseler arasında geçen hayatım dışardan bakıldığında muhteşemdi ama ben mutsuzdum. Bir sevgilim yoktu ya da hala evlenememiştim. Sebep aileme ve topluma göre bu olmalıydı. Ben de buna inandım. Sonra dedim ki ajans hayatı sana göre değil, kurumsal bir firmada hayatın çok daha iyi olabilir. Bu hayalim de oldu ama mutluluk seviyemde bir şey değişmedi. Hem de çoğu insanın çalışmak için can attığı bir yerde. Ardından terapi sürecim başladı. Herkesin mutlu olduğu bir sistemde ben mutsuzsam, sorun bendeydi diye düşündüm. Çünkü bana söylenen her şeyi yapmıştım. Evet belki evlenmemiştim ama onun dışındaki her şey tamamdı. 2014 yılında Transsibirya Gezisi’ne çıktım. Döndükten sonra hiçbir şey eskisi olmadı. Ne şehir hayatına adapte olabildim ne de iş hayatına. Meditasyon ve yogayı araştırmaya başladım ki bunlara hiç ilgisi olan bir insan değildim. Deli gibi kişisel gelişim ve spiritüel kitaplar okuyordum. Ama asıl hayatımı dönüştüren Vajracaksu ile başladığım meditasyon süreci oldu. Kendimle ilk yüzleşmem bir meditasyonla başladı. Ve sonrası çorap söküğü gibi geldi. İşimden ayrılmak ve çantamı alıp seyahate çıkmak isterken önce işten çıkarıldım ardından da oturduğum ev satışa çıktı. Ben de tüm eşyalarımı 2 hafta içinde sattım ve Nepalle 16 ay süren yolculuğuma başladım. İlk fark ettiğim benden olmayanı yargılayışımdı. Dünyanın bize öğretildiği gibi bir yer olmadığını fark ettiğimde yaşadığım şaşkınlığı düşününce gülümsüyorum. Hayata ve kendime dair doğru sandığım her şeyin bir bir yıkılışına şahitlik ettim bu 16 ay boyunca. Tek başına seyahat etmek bu anlamda zor, kendinize dair kaçtığınız ne varsa önünüze geliyor çünkü. Ve yıllarca bunları görmezden geldikten sonra yüzleşmek epey can acıtıcı oluyor. Hayallerimi gerçekleştirmenin verdiği bir mutluluk vardı evet ama hayal ettiğim, sosyal medyada gördüğüm ve özendiğim bir mutluluğu hiç yaşayamadım. Çünkü kendimi götürmüştüm yanımda, zihnimi. Ve o zaman anladım ki nereye gidersen git, için nasılsa gittiğin yer de için gibi oluyor. Çünkü seni mutlu edenin turkuaz sular ya da Anchor Wat’ı görmek olmadığını anlıyorsun. Bu süreçte kendimi sorgulamam daha da derinleşti ve seyahatime devam ederken ani bir kararla Türkiye’ye döndüm. Çünkü köklerim şifalanmazsa, dallarım da yeşermedi ve ben de köklerimin olduğu topraklara döndüm. Fiziksel yolum, manevi yola evrildi ve hala da devam ediyor.

– İşi bırakmak yola çıkmak için tetikleyici bir eylem mi oldu yoksa içinde bir yerlerde seyahat tutkusu yatıyor muydu?

Seyahat hep vardı hayatımda. Çalıştığım dönemde bir sonraki yılın tatillere bakıp seyahat planımı hazırlardım. Ama hiç sırt çantalı gezmemiştim ve her şeyi bırakıp gitme halini çok merak ediyordum.

Türkiye’ye döndükten sonra çiftliklerde çalıştığını hatırlıyorum. O süreç nasıldı? Bambaşka bir iş hayatın vardı, seyahat ettin ve bir anda seni bu işi yaparken gördüm. Başlaması zorlu muydu? Çevrenden nasıl tepkiler aldın?

Seferihisar’da mandalina topladım. Yövmiyeli çalıştım. Çanakkale Ahmetçeli köyünde de yaklaş bir ay Sevinç Abla’nın çiftliğinde gönüllü çalıştım. Benim açımdan hiç zor olmadı. Çünkü yol dediğim şey benim için tam da buydu aslında. İlla kilometrelerce yol yapmak gerekmiyor. Her deneyim benim için bir yol ve kilometrelerle gittiğim yollardan çok daha kıymetli. Ama ailem için epey zor bir süreçti, bu bana da yansıdı. Bu toplumda kolay değil istediğini yapmak, hayallerin peşinden gitmek. Herkes sorguluyor, e ne yapacaksın, nereye kadar böyle gidecek, bunun için okudun? Herkes karışıyor herkes fikir yürütüyor. Zorluk olduysa yaptığım şeylerin zorluğundan ziyade insanların ve ailemin karşısında dik durmakta çok zorlandım. Ama durdum, başardım.Pazarda tezgahtarlık yapmak, köylü teyzelerle mandalina toplamak hepsi de çok değerli deneyimler. Hayatın da kendisi. Bunu ne okulda edinebilirsin ne de hijyenik iş hayatında. Ama tabi bu toplumun etiketleri var. Kendimizi tanıtırken bile ilk ne yaptığımızı söylüyoruz ya da bize soruluyor. Ben Didem’im ve bu hayatı gönlümce yaşamak istiyorum izninizle demek istiyorum. Bir sıfat istemiyorum. Bu sıfatların ağırlığını taşımak hiç istemiyorum. Aileme bunu anlatmak zor oldu. Hatta annem bir gün beni sabahın altısında mandalina işine bırakırken hıçkırarak ağladı lütfen ben sana vereyim gitme bu işe. Ben seni bunun için mi okuttum dedi. Hem kendi yetiştirilişine göre bu doğru değildi ama en önemlisi konu komşuya nasıl söyleyecekti, ne diyecekti. Onun baskısı vardı daha çok. Ama hepsinin üstesinden geldik. Vazgeçmedim ve onlar da mutlu olduğumu görünce bıraktılar. Babam, bir gün eve geldiğimde “Seninle gurur duyuyorum. Vazgeçmedin, inandığın şeyin peşinden gittin. Çok cesursun.” dedi. Sanırım o gün en mutlu olduğum gnlerden biriydi. Çünkü ne kadar farklı olursak olalım ailemizin onayınız ve desteğini almak yaşımız kaç olursa olsun çok kıymetli 🙂

Yoga hayatına ne zaman girdi? Matın üzerinde çok şey değişip dönüşmüştür ama yogayla birlikte hayatını en etkileyen dönüşüm ne oldu?

Ara ara yoga yapardım çalışırken ama hiç düzenli bir öğrenci olduğum için eskiden beri yoga yapardım diyemem. 2018’de eğitimle tanıştım. Aslında eğitim almamın sebebi de Yine kendimi daha iyi tanımak, kendime doğru gittiğim yolu değiştirmek içindi. Yoga hayatımın dönüm noktalarından biri. Kendimi ve hayatı daha iyi tanımama vesile oldu. 

– Bu süreçte tanıştığın ve seni en çok etkileyen kişinin hikayesini paylaşabilir misin?

Çok hikaye var. Ama illa birini seçeceksem Ahmetçeli Köyü’nde Sevinç Abla’nın Çifliğine yerleşen ve orada yaşayan Emrah derim. Emrah kurumsal hayatta çalışırken ayrılıyor. Hayali Türkiye’de bisikletle dolaşmak, koşarak Likya Yolu’nu geçmekmiş. Gezisine Tatuta çiftlikleriyle başlamış. Sevinç Abla’nın çiftliğine de 10 günlüne gelmiş. Derken şimdi neredeyse 5 yıldır Sevinç Ablaların yanında yaşıyor. Köyde genç olmadığı için köylüye de yardımcı oluyor. Müthiş bir hikayesi var 🙂 

– Yola çıkmak isteyen veya hayatını değiştirmeyi düşünen ama bunu bir türlü zihinlerindeki korkulardan dolayı başaramayan insanlara neler söylemek istersin?

Korku zihinde öncelikle bunu söylemeliyim. Sanırım hayalinin yolculuğuna çıkarken benim kadar korkmuş biri yoktur. Uçağa binerken hıçkıra hıçkıra ağlıyordum, bacaklarım zangırdıyordu uçağa binerken. O yüzden korku hep olacak, çünkü zihin bilmediği şeyden, belirsizlikten korkar. Bu bir sanrıdır, gerçek değildir. Bunun için iğneyi alıp balonu patlatmak lazım. Çok sevdiğim bir söz var Cesurlar en çok korkanlardır ve korkularına rağmen adım atanlardır. Ben bu yolculuğa çıktım ve tüm korkularımı aştım diyemem. Hala bilmediğim, daha önce deneyimlemediğim şeylerden korkuyorum ama biliyorum ki bu zihnimin yarattığı bir şey. Üzerine gidiyorum ve bakıyorum ki zihnimde büyüttüğüm bir şey. Bunu hayatın her alanı için söyleyebilirim. Yola çıkmak olur, bir kasabaya yerleşmek, iş değiştirmek, sevgiliden ayrılmak. Aklınıza ne gelirse. O yüzden korkuyorsanız mutlaka onu yapmalı onun üstüne gitmelisiniz çünkü gelişim ve değişim tam da burdan korktuğum yerlerden başlıyor.

Daha fazla hikaye için >>> https://dunyaninduraklari.com/kategori/ilham-veren-kadinlar/

Didem’i buradan takip edebilirsiniz >>> https://www.instagram.com/didemmollaoglu/

Yorum Bırakın